13/5/2008 - Genç Olmak... Yolda Olmak... Zümrüdü Anka Olmak...
Ersin TOK
Gençlik konusunu çok farklı boyutlardan ele alabiliriz ama her boyutta şunu açıkça göreceğiz; gençlik her zaman toplumun en zayıf, zayıflamaya en müsait halkasıdır. O sağlamlaştığı oranda toplum güçlenir, o zayıfladığı oranda toplum çözülür. Çünkü gençlik dinamiktir, sürekli değişir, dönüşür, tazelenir. Her saat, her dakika, her saniye, her an…. Bugünün gençleri; yarının tasarruf yapıcıları, kendinden sonra gelen gençliğe şekil vereceklerdir. Yakışıklı, güzel, doğru, düzgün, hanımefendi, delikanlı, cesur, sevdalı, inatçı, araştırmacı, savaşçı, samimi, dürüst, korkusuz, adil vs... sıfatlarının en çok yakıştığı onlardır. Toplumu, insanlığı kazanmanın yolu şüphesiz onları kazanmaktan, onları onlar olduğuna ikna etmekten geçiyor. Maalesef yaşlılık hastalığı artık yaş dinlemeden kendi sınırları dışına çıkıp, beyaz tohumlarını gençliğin şakaklarına bırakmıştır. Ruhsal doygunluğunu tamamlayan onlar, gençliğin sınırsız açlığına kendi doygunluklarını miras bırakarak rehin almışlardır. Saçlarına, sakallarına, yüreklerine kar düşüren kara bulutları gençlere bırakmışlardır. Çocuklara geçmemesi dileğiyle... Ateşi çalan, güneşi zapt edecek olan biz gençler maalesef çok yaşlandık. Gözlerimize bile ak kaçırdı(lar)k. Ama umut etmenin sınırsız düşünmenin en çok yakıştığı biz gençler, elbet bu mirası reddedeceğiz. Çünkü Spartaküs, Che, Bedreddin bunlar bizim kuşaktan. Bizim içimize yağan kar ateşimize dayanamayacaktır. Amacımız hep beraber bu mirası bırakıp, yepyeni bir miras yaratma geleneği-kendi miraslarını yaratabilme geleneği- ni bırakmaktır gençlere. O geleneğin samimi, paylaşımcı sosyal dinamikleri doğru olanı elbet bulacaktır. Bize miras bıraktıkları bizi eriten o ateşlerini söndürüp kendi ateşimizi yakacağız. Yanan ateş bizim ateşimiz, pişen aş bizim aşımız olacaktır. Biz de bu şekil hep yolda olacağız. Değil midir ki devrimcilik bir manada yolda olmak Kuşların çok sorunları vardı ne yapacaklarını bilmiyorlardı her geçen gün sonlarının geldiğini düşünüyorlardı ve bir gün karar aldılar Zümrüdü Anka'ya gideceklerdi. O her şeyin çaresini bulurdu. Toplandılar bütün kuşlar ve yola koyuldular yollarında derin vadiler, uçurumlar bin bir tehlike vardı. Zümrüdü Anka'ya ulaşmak hiç de kolay değildi. Derken papağan tüylerim dökülür dedi döndü, derken leylek bacaklarım ağrıyor dedi döndü, derken karga dedi sesim kısılıyor döndü, derken dönen dönene …derken kala kala sayısız kuş arasında sadece 30 kuş kaldı. Tüm engelleri aştılar, dağları, vadileri, uçurumları tehlikeli birçok yerleri, şeyleri…ama yolculuk bitmek bilmiyordu. Eee biter mi yolculuğu Zümrüdü Anka'nın. Öğrendiler ki Zümrüdü Anka kendileriydi, 30 kuş demekti.. Bizler de Zümrüdü Anka olmalıyız papağan, karga ya da leylek değil, velhasıl genç olmalıyız, yolda olmalıyız. Zaten ne demiştik; değil midir ki, yolda olmak… 
|